lead — C1
Birini belirli bir sonuca veya inanca sevk etmek
Eldeki kanıtların, gözlemlerin veya sözlerin kişiyi belirli bir düşünceye yöneltmesi.
The contradictory evidence led prosecutors to conclude that the witness was concealing vital information.
Çelişkili deliller, savcıların tanığın hayati bilgileri gizlediği sonucuna varmasına yol açtı.
Anlamlar, telaffuz ve örnekler