fill — B1
Bir duyguyla doldurmak; kaplamak
Bir kişide güçlü bir duygu uyandırmak veya bir sesin, kokunun bir yeri kaplaması.
The smell of fresh bread filled the kitchen as we prepared breakfast together.
Birlikte kahvaltı hazırlarken taze ekmek kokusu mutfağı kapladı.
Anlamlar, telaffuz ve örnekler